Hani söz vermiştik Âlem-i Ervah’ta “Bela” demiştik “Elestü bi rabbikum” sualine Yaratıcı,yegane rızık verici ve kanun koyucu olarak Allah’tan başka ilah Önder olarakda Onun Rasulunden başkasını tanımayacaktık Hani söz vermiştik Erkam’ın evinde Hangi şart ve ortamda olursa olsun İlây’ı kelimetullah misyonunu yürütecek Musibetlerden yılmayacak,bir tehditten korkmayacak Gerekirse ölümlerin en güzeline talib olacaktık Hani söz vermmiştik Akabe tepesinde Kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi Kanımızla,malımızla ve canımızla koruyacaktık Rasulullah’ı Hani söz vermiştik Akabe tepesinde Doğru olan herşeyde Rasul’e itaat edecektik Rabbani davayı elden ele,gönülden gönüle Balçıkla sıvanmayan hakikat güneşini Cihadsız ve şehadetsiz bırakarak lekelemeyecektik Hani söz vermiştik Medine’de Hani söz vermiştik dünya kardeşliğinin en güzel teşekkül etmeye başladığı Medine’de, kıyamete kadar tüm müslümanlar kardeş olacaktı Ve bizler “Muhakkak ki,bütün mü’minler kardeştir” ferman-ı ilahisine gönülden bağlanacak Vücudun azaları gibi hepimizin derdiyle dertlenip sevinçlerimize ortak olacak Komşusu aç iken tok yatan bizden değil düsturuna Evrensel komşuluk bildirisin Kardeşliğin en alt eşiği olarak bakacaktık Hani söz vermiştik Rıdvan’da;başımızı tutamayan ellerimizi kökünden kurutacaktık Nemlenmemiş bir gözü,yaralanmamış,çile çekmemiş bir bedeni Mevlâ’ya sunmayacaktık Mücadelesiz ve vuslata özlemsiz geçen bir günü yaşanmamış kabul edip Doğarken nişanlandığımız ölümle cihad masasında şehadet gömleğini giyerek nikahlanacağımız günün hasretiyle yanıp tutuşacaktık Hani söz vermiştik ayaklarımızı vura vura Mekke’ye girerken Dinime namusuma göz diken zalimler tekrar işbaşına gelirse Mukaddes beldelere ebreheler tekrar saldırırsa,biz de kanatlanıp uçacak Mevlâmızın ebabil kuiları olmaya talib olacaktık Hani söz vermiştik Veda Haccında Rasulullah’a Cahiliyye adetlerini bir daha diriltmemek üzere kökünden kurutacaktık Miras bırakılan emanetlere sımsıkı sarılacak,Ahkam-ı Kur’aniyyeyi dünyaya hakim kılacaktık Ahde vefa gösteremedik Allah’ım Zihinlerde ki hatırasını çoktan silmiştik Şehadet mi? Çok uzaktı bizden,tanımıyorduk onu,sözlüklerimizden bile çıkarmıştık Çile çekmeye yanaşmadık Öyle eğildik öyle eğildik ki;doğrulacak ne bir belimiz,kaldıracak ne bir başımız kaldı Utanıyoruz Allah’ım Nemlenmemiş bir gözle,yara almamış bir bedenle huzuruna varmaya utanıyoruz Ahde vefa gösteremedik Allah’ım Bunu biliyoruz....Ama şunu da biliyoruz ki Rahmet deryanda ufacık bir damlayız Yüzümüz yerde ama Affet Allah’ım!...Affet Allah’ım
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin; Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem! İsterseniz hayat aşını verin; Sayılı nimetler bal olsa yemem!
Ey akıl, nasıl delinmez küfen? Ebedi oluşun urbası kefen! Kursa da boşluğa asma köprü, fen, Allah derim, başka hiçbir şey demem! Necip Fazıl Kısakürek (1973)
ÇOCUKLAR AĞLAMASIN Sen ey gülmeyi unutan çocuk! Bir gün zafer çığlıklarını duyarsan haykıranları, Gülmeyi hatırlar mısın? Hatırlayacak mısın? Sen gülmeyi unutursan, ya bizlere kim cesaret verecek. Sen hep böyle ağlarsan bizlerde hüzünleniriz çocuk. Sen gül ki; gül bahçelerimiz yeniden filizlensin, Gülistanımızda güller bitsin... Sen gül ki; sana bakan diğer yavrularda gülümsesin. Sen gül ki; tebessümün umudumuz olsun. Senin kahkaha çığlıkların andımız olsun. Marşlar söylensin kahkahalarına tempo tutarcasına. Sen gül ki; aydınlık dolsun çehremize. Gülümsemen ışığımız olsun karanlık gecelerimize. Maveramız aydınlansın gülümsemenle. Yolumuz olsun kahkahalarınla döşenmiş yollar. Sen gül ki; yarınlar sizin olsun. Sen gül ki; diğer tüm çocuklarda gülmeyi bilsin. Sen gül ki; Sen gül ki çocuk, Çocuklar ağlamasın, çocuklar ağlamasın.
burası dünya ve biz artık çok sıkıldık alıp başımızı sana gelmek istiyoruz sana gelmek orada kalmak istiyoruz çok unuttuk hatırlamak istiyoruz başımızın okşanmasını gözyaşımızın silinmesini kolumuza girilmesini istiyoruz yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz rüzgarın sesini,ırmağın sesini dağların dağ denizlerin deniz kadınların kadın çocukların çocuk erkeklerin erkek ekmeğin ekmek olduğu bir dünyayı yeniden isterken seni istiyoruz aslında bunu söyleyemiyoruz her yer gece çok gece ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim çok yenildik yetmez mi bir bankanın önünde bir koltuğun altında bir ziyafetin ortasında bir günahın tenhasında büyütüp durduk siyahı gece gece gece her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi bilmiyoruz çünkü bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek ve gülümsemekle meşgulüz şu an sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları Yusuf'u düşüneceğiz,Yakup'u,Musa'yı,İsa'yı düşüneceğiz, Nuh' u ve öbürlerini ve efendimizi,efendimizi kuyular,kuyular,kuyular kazdık bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında sazdık kestik kendimizi,deldik,yaktık sonra sana değil dünyaya aktık dünya ki mescitmiş biz onu otel yapmışız kalktık ki yenilmişiz,değişmişiz,azmışız bir sızı kalmış içimizde başka şey yok bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız bir çocuk oyuncağını alamamış bir kız sevdiğini saramamış bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu bir adam paramparça, bir çift göz için biri ekmek götürememiş evine birisi aşk birimiz dünyayı kurtaracak birimiz yarını birimizin aklı tutuşmuş yanıyor birimiz bomboş kalbine bakıp birini arıyor birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor birimiz çekip gitmiş yeryüzünden ellerini hala açık sanıyor geldik işte bunlar ellerimiz açılmış bak, bilirsin ne diye ki bilirsin biz bu ellerle neler işledik burası dünya şu biziz,bunlarda ellerimiz öyle açık, öyle acemi, öyle boş öyle mahçup öyle dalgın öyle boş öyle boş senin değilmiyiz hepimiz senin değil mi herşey alırsın kime ne,verirsin kime ne ve bu açtığımız eller senin değil mi senin değil miyiz hepimiz Rabbim bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar kimsesiziz kime gidelim, yaralarımız var kime, sıcak bir şey arıyoruz kime, merhamet istiyoruz kime, bağışlanmak istiyoruz kime gidelim sorumuz ve cevabımız sen değil misin yorgunuz kaybetmişiz dalgınız kırgınız küsmüşüz bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim çok yürüdük yollar kayboldu yol olduk sana geldik ne getirdin deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur geldik işte bunlar ellerimiz bunlar da ellerimizin büyük boşluğu beş duygum harap,altı yönüm harap on parmağımda on acı Ya Rab denize dalan bir testi nasıl tahammül etsin suya fırlattın beni dünyaya, yeniden al kucağına çağır beni yeniden bu saman çöpünü kasırgada bırakma büyük bir kapının önünde bir karınca vurmuş kapıyı bekliyor kapı açılacak yoksa niye var rahmet örtecek günahı geride kalacak gazabın adımları duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz görüneceksin durmadan kendimizden geçeceğiz görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz başımız yerde, açtık elimizi sevgilinle birlikte bize bak çekip çıkalım uçurumlardan bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım elimiz açık başımız ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına inşirah inşirah inşirah ayetin değil miyiz senin Ya Allah
Sevgili, Ummi Mektum gibi, Seni görmeden sana sesleniyoruz. Alip-verdigin nefesi duyar gibi, Sanki açinca gözlerimizi, Seni görecekmisiz gibi, Sana sesleniyoruz. Senin huzurunda ses yükselmez. Edeble konusulur,edeble susulur. Hele biz ki bu kapinin dilencileri, El açipbeklenm ekten baska, Bize bir sey düsmezdi ama, Su araya giren yillar olmasa, Medineden uzak yollar olmasa, İsmini aninca yürek yanmasa, Kapinda beklemekten baska, Bize bir sey düsmezdi.
Bekliyoruz Sultanim, Rüyada olsa bile, Belki tesrif edersin diye, Hem de hiç kimseyi beklemedigimiz gibi, Seni bekliyoruz. Gelseydin. Bizim için Cennet olurdu gelisin. Gelseydin. Saâdetli asrindan gönderdigin selâmin, *Kardeslerim.*deyisini, Birbirimize nasil anlattigimizi görürdün. Gelseydin,dolassaydin sofralarimizi, Bir tabak fazla görecektin. Bir bardak,bir kasik fazla. Ve sofrada bir yer bos. Bas köse ! Ola ki sen lutfeder gelirsin diye,
Gelseydin,dolassaydin gecelerimizi, O kutlu dogum gecelerini, Anneler görecektin, Sen tyeni dogmussun gibi, Yeryüzüne yeni tesrif etmissin gibi, Misil,misil uyuyasin diye, Seni sabahlara kadar hayaen Ayaklarinda sallayan anneler görecektin.
Sevgili,gelseydin. Medine-i Munevvereden Dünyaya yayilan ashabin gibi, Eyyub Sultan gibi, Kaab Bin Malik gibi, Bir fecir vaktinde, Henüz yirmisinde,yirmibesinde, Birakarak yurtlarini,ocaklarini, Hedeflerine İlâhi Rızayı koyan, Arkalarina bakmayi ar sayan, Yigitler görecektin. Onlar senin yigidin. Elleri, o öpülesi elleri ! Kimbilir hangi memleketin Zemheri soguklarinda üsürken, Senin köyünü hayaliyle isindilar.
Gelseydin,gecenin zifiri karanliginda, Uykunun en tatli araliginda, Rabiat-ul Adeviyye gibi, Gözyasi dökerken günâhlarina, Veysel Karaniden istedigin gibi, İnsanliga dua eden gençler görecektin. Gelseydin,asr-ı saadet gibi olmasa da Koklanmaya deger güllerimiz vardi. Yine senin ikliminde yetisen,
Ama,sen gelseydin, Dikenler bile gül kokardi Efendim ! Seninle göz-göze gelmeden, Gizli gizli seni seyretmek, Hazret-i Vahsi gibi, Hani sen hane-i saadetten, Mescid-i Nebeviye giderken, Aise anamiz ardindan, Hayran hayran baklardi. Seni mescidin önünde bekleyen, Ashabin sa,bakislari yerderydi. Edebten göz-göze gelmislerdi. Sen de tebessümle nazar ederdin, Mutebessim çehreni, Bir Ebu Bekir görürdü,bir de Ömer.
Simdi okununca Ezan-i Muhammedi, Pencerelerde,kapi önlerinde, Seni bekleyen nemli gözler var. Gelseydin ve yürüyüp geçseydin önümüzden, Gülleri bayiltan o enfes kokunu çekerdik içimize.. Sevgili, Hakiki asiklarin sana dogru uçarken, Bizim bu yaptigimiz yolda emeklemekti. Dünya güzelligiyle kollarini açarken, Bizde düsen el açip kapinda beklemekti. Sevgili, Bekliyoruz.